Burghart Koku ve Tat Testleri 
Koku alamıyor musunuz ? Şimdi Koku ve Tat duyunuzu test ettirin, Hayattan zevk almaya başlayın.....

Koku alma duyumuz nasıl çalışır 

Koku hastalıkları

KOKU BOZUKLUKLARI

Koku almak koku parçasını yakalayıp tanımak anlamına gelir. Görme, işitme ve dokunma duyulan ile benzerlikleri vardır. Kulak Burun Boğaz yönünden koku alınımı, Nörolojik yönden iletimini engelleyen patolojileri bulunmayan ve koku testlerine yanıtı olan kişiler normosmik olarak nitelendirilir. 

  • Anosmi: Kokulara karşı duyarlılığın kaybolması, koku alamamadır. Parsiyel anosmide bazı kokulara karşı, spesifik anosmide bir kokuya karşı duyarlılık kaybolmuştur.
  • Hiposmi: Kokulara karşı duyarlılığın azalması, koku zayıflığidır. Parsiyel ya da total olabilir. Hiperosmi: Kokulara karşı duyarlılığın artışıdır. Anosmi ve hiposmi gibi parsiyel, total veya spesifik olabilir.
  • Dizosmi: Koku alma güçlüğü, kokuyu yanlış algılamadir.
  • Kakosmi: Kokuyu sürekli kötü koku şeklinde algılamadır.
  • Parosmi: Kokunun tersini algılamak, kokuda kaiitatif değişikliktir.
  • Fantosmi: Koku halüsinasyonudur,
  • Heterosmi: Çeşitli kokular: birbirinden ayırt etme güçlüğüdür.Agnozi: Kokuyu almasına karşı yanlış klasifiye etmedir.

Koku alma bozuklukları ile ilgili çeşitli sınıflamalar yapılmış ancak herkesin uzlaştığı bir klasifikasyon bulunamamıştır. Douek'in semptomlara göre sınıflaması:

        
  

Kantitatif değişiklikler

1. Kokulara karşı duyarlılığın azalması

- Hiposmi-anosmi

Kondüktif:

  1. Yapısal anomaliler
  2. Fizikoşimik anomaliler

Perspektif:

  1. End-organ lezyonları
  2. Olfaktif sinir lezyonlan
  3. Santral lezyonlar

2. Kokulara karşı duyarlılığın artması -Hiperosmi

Kalitatif değişiklikler

-Parosmi

Periferik tip: 

  1. Lokal nedenler
  2. Anosmik alanlar
  3. SND yanıtı (tek koku)
  4. Esansiyel parosmi

Santral Tip :

  1. İllüzyon
  2. Hallüsinasyon


KOKU ALMA BOZUKLUKLARININ ETYOLOJISİ

Burundaki Lezyonlar

-  Yapısal anomaliler Septum deviasyonu - Ala nazi zayıflığı

-  Nazal polip

Ailerjik rinit

-  Vazomotor rinit

-  Atrofik rinit-ozena

-  1-lipertrofik rinit

-  Rinitis medikamentoza - Kronik inflamatuar hastalıklar

Sifiliz

Tüberküloz

Sarkoidoz

Skleroma

Lepra

Wegener granülornatozu

Midiine granülom Adenoid hipertrofisi

-  Sjögren sendromu

Enfeksiyonlar

-   influenza

-   Bakteriyel rinosinüzit
-   Erıfekte diş, dişeti

-   Tonsillit

Bronşiektazi

Akut viral hepatit Diğer enfeksiyonlar Fungal

Riketsiyal

Mikrofilaryal

  

Metabolik Nedenler

A, B6, B12 avitaminozu Çinko yetmezliği

Bakır yetmezliği

Protein-kalori malnütrisyonu 

Total parenteral beslenme

Kistik fibrozis

Abetalipoproteinemi Kronik renal yetmezlik - Gut

Whipple hastalığı Tümörler


Intranazal tümörler

- Nöro-olfaktif tümörler Esthesioneuroepithelioma

- Esthesioneuroblastoma

- Esthesioneurocytoma

- Esthesioepithelioma Nazofaringeal tümörler Paranazal tümörler Lösemik infiltrasyonlar

- Diğer benign ve malign tümörler Adenokarsinoma

- Schwannoma

- Nörofibroma

  
  

İntrakranial tümörler Osteomlar

Kribriform plate menengioma Frontal lob tümörleri, glioma Paraoptik kiazma tümörleri

Hipofizer tümörler Kraniofaringioma Suprasellar menengioma

Temporal lob tümörleri Orta hat kranial tümörler Karsinomlar

Akciğer

Gastrointestinal sistem Over, meme

Nörolojik Nedenler Familyal disotonorni Refsum hastalığı

Muitipl skleroz

Parkinsorı

Temporal lob epilepsisi Myastenia gravis

Retinitis pigmentoza

Vasküler yetmezlikier

-  Transien iskemik atak

-  Subklavian steal sendromu

-  Serebrovasküler yetmezlik

Serebral abse (frontal ve etmoidi tutan) Menenjit

Siringomiyeli

Paget hastalığı

Korsakoff sendromu (kronik alkol alımı)

Hidrosefali (3. ventrikül çökmesine bağlı koku bozukluğu)

Migren  

Endokrin Nedenler

Diabetes mellitus (polinöropati) Hipertroidizm (olfaktif eşik düşer)

Hipotiroidizm (olfaktif eşik yükselir, tiroksinin nazal sekresyon üzerine etkisine bağlı olarak bu değişim görünür)

Adrenal korteks yetmezliği (Addison) Konjenital adrenal hiperplazi Cushing sendromu

Primer amenore

- Gonodal diskinezi-Turner

- Hipogonodotropik hipogonodizm-Kallman sendromu

Hipergonodotropik hipogonodizm Pseudohipoparatiroidizm

Jigantizm

Adipozogenital distrofi (Froelich sendromu)

Konjenital Nedenler

Hiposmi, hipoaguzi sendromu

Pigmenter anomalite-Genetik orijinli spesifik anosmi Orbital hipertelorizm

Nazorinensefalik anomali

Nazal fraktür Sinir ve yol hasarı

Frontal hemorajisi

Frontal fraktür Oksipital hasar ilaçlar

Steroidler (kronik kullanım)

Antihistaminikler (kronik kullanım)

intranazal tuz solusyonu

Antimikrobikler

Tetrasiklin

Streptomisin Linkomisin

Neomisin

Tirotrisin

Griseofulvin Anestezikler

Prokairı HCL

Kokain HCL Tetrakain HCL Antitümörler Antiromatizmaller

Gümüş ve altın tuzlan D-penisilamin Antitiroidler

Metamizol Propil tiourasil

Antihiperlipoproteinemikler Klofibrat

Kolestiramin 

Opiatiar, kodein, morfin

Psikofarmasötikler Sempatomimetikler Aminoasit fazIalığı

Histidin

Lokal vazokonstrüktörler Simetidin

L-Dopa

Kimyasal Gazlar

Sülfirik asit Hidrojen selenid

Fosfor Mord Benzen

Benzol

Bütil asetat Karbon di sülfit Eti! asetat

Formaldehit Trikloretilen Hidrojen sülfid Nitröz gazlar

Endüstri Tozlan

Kokain

Silikon dioksid Baharat

Un

Pamuk

Kağıt

Çimento

Kadminyum Kül

Kurşun

Krom

Nikel

Tebeşir

Potasyum

Demir karboksit

Kronik sigara kullanımı

Tıbbi Girişim Rinoplasti

Paranazal sinüs operasyonları

Larenjektomi Anterior kraniotomi

Frontal lobatomi

Temporal lobatomi

Anestezi sonrası

Radyoterapi Anjiografi

influenza aşılaması

Hemodializ Tiroidektomi Hipofizektomi Adrenalektomi Orşiektomi Ooferektomi Gastrektomi


Psikiyatrik Nedenler

Psikiyatrik hastalarda genellikle parosmi veya fantosmi görülmektedir. Psikozlarda, depresif hastalıklarda, konfüzyonel durumlarda koku yakınmaları olabilir. Parosmi daha çok santral tiptedir. 

-     Koku illüzyonları

Koku hallüsinasyonları (fonksiyonel gerçek, psödohallüsinasyonlar)

-     Anormal koku belleği: bir kokunun daha önceki bir kokuyu hatırlatmasıdır. Burada emosyonel uyarı çok yoğundur, sonuçta unutulan materyaller hatırlanır. Bu duruma "Marcel Praust sendromu" denir.  

Psikiyatrik hastalarda testlerin uygulanması güç ve bazen olanaksızdır.

Şizofreni:

Koku alımı değişiklikler gösterir.

Depresyon:

Hasta kötü kokular' ayırt edemeyeceğinden veya kendi kokusunu algılayamayacağından korkarak anosmiye girer.

Histeri:

Testleri uygulama güçlüğü vardır. Hasta trigeminal uyarıları bile algılamadığını söyler kahve-amonyak uygulaması yapılır. Histerik hasta ikisini de algıla naz ancak anosmikler amonyaktan etkilenir. Hastalar genelde total anosmiden yakınırlar. Öykü yaralı olmaz kemosensöriyel uyarılmış potansiyeller uygulanabilir.

Olfaktif referans sendromu:

Şizofrenik olmayan, sessiz, çekingen, içe dönük, genellikle 30 yaşın altında erkeklerde görülen ve vücuttan kötü koku yayılması yakınması olan bu olay koku hallüsinasyonudur.

Alzheimer hastalığı:

Majör demans, olfaktör disfonksiyon ile karakterize bir hastalıktır. Koku bozuklukları hastalığın erken ve önemli bir komponentidir.


PRESBİOSMİ  

Diğer duyu sistemlerindeki gibi koku alma duyusu da yaşa bağlı olarak geriler. Değişik yaşlardaki kadavraların bulbus olfaktoriusu incelenmiş ve bulbustaki fibrillerin her yıl  %1 oranında azaldığı görülmüştür. Fibrillerdeki bu azalma olfaktör mukozadaki sensitif hücrelerin azalmasına sekonder olabilir. Aynı şekilde santral sinir sistemindeki algılama fonksiyonu düşmektedir.


BURUN VE HAVA YOLUNDAKİ LEZYONLAR

Yapı anomalileri:

Mekanik olarak hava ve koku partiküllerinin regio olfactoriaya ulaşımının engellenmesi koku duyusunun azalması veya kaybolmasına neden olabilir.  

Septum deviasyonları:

Burunda en sık görülen yapı anomalisidir. Ancak beklenilenin aksine olfaktör mukozaya ulaşımın obstrüksiyonu çok sık değildir. İki taraflı olarak obstrüksiyonu nadir oluşu nedeniyle seyrek olarak anosmi yaratacağı ve hiposminin minimal olacağı düşünülmektedir. Uzun süreli deviasyonların mukoza anomalilerine yol açabileceği ve anosminin gelişeceği öne sürülmektedir. Olfaktör bölgeye ulaşımın engellendiği olgularda deviasyonun düzeltilmesi koku açısından iyileştirici sonuç vermektedir. Tedavide amaçlanan nazal hava yolunun rahatlatılmasıdır.

Ala nazi zaylflığı:

Nazal vestibüldeki muskülokartilajinoz yapının zayıflaması sonucu inspirasyon sırasında burun kanatlarının septuma doğru çekilmesiyle hava yolunun engellenmesi ortaya çıkar. Nazal hava akımının düşmesi sonucu olfaktör mukoza uyarılamaz. Zayıflığa bir de septum deviasyonu eklenince obstrüksiyon daha da artar. Alar desteğin arttırılmasına yönelik operasyonlar önerilmiştir.

Nazal polipozis:

Vestibülü kapayan ve daraltan oluşumlar çoğu kez anosmiye neden olurlar. Operasyonlarla polipektomi sonucu anosminin gerileyebileceği ancak birçok olguda geri dönüşün görülmediği bildirilmiştir. Buna mukoza harabiyeti neden olmaktadır. Etmoidal bölgedeki poliplerin temizlenmesi sonrası anosmi ve hiposmi kalıcı olabilmektedir.

Allerjik rinit:

Rinore, hapşırma, lakrimasyon artışı, burun, göz, nazofaringeal iritasyonunun yanında anosmide görülür. Tablonun seyri gibi anosmi de dalgalı bir şekildedir. Nazal sekresyon koku partiküllerinin olfaktör mukozaya temasını önler. Alerjik rinite yönelik tedaviler yararlı olmaktadır.

Vazomotor rinit:

Anosmi ve hiposmide nazal mukozadaki değişiklikler suçlanmaktadır. Mukozadaki hipersekresyonun giderilmesine yönelik tedaviler koku partiküllerinin iletimini de sağlar. 

Atrofik rinitler:

Burada mukozada ki değişimler suçlanmaktadır. Mukozanın kronik iritasyonu sonucu geliştiği için anosmi kalıcı olabilmektedir. Nazal mukozadaki kabuklanmalar koku alımını etkilediği gibi bu kabukların kokuları da yanıltıcı olmaktadır. Burunda kabuklanma kötü koku, burun mukoza ve iskeletinin atrofisi, atrofik mukoza sekresyonunun kötü kokusu en belirgin özelliğidir. Burada kakosmi tarzında anomali görülür. Nazal hijyenin sağlanması koku anomalitesini de düzeltebilir. 

Kronik inflamatuar rinitler:

Bunlar yaptıkları obstrüksiyon ve mukozal değişimlerle koku alınımını olumsuz etkilemektedirler.

Rinitis medikamentoza:

Burun hastalıklarının tedavisinde kullanılan lokal burun damlalarının rinitis meklikamentozaya yol açtığı bilinmektedir. Özellikle vazokonstrüktörlü burun damlalarının uzun süre kullanımı ağır anosmilere neden olabilmektedir.

Adonoid hipertrofisi:

Nazal hava yolunu obstrükte ederek ve buna bağlı olarak gelişen mukoza değişimiyle koku alımını engelleyebilir. Adenoidektomi sonrası nazal hava akımı artışı nedeniyle dizosmi gerilemektedir.

Sjögren sendromu:

Mukozadaki kuruluk koku partiküllerinin iletimini ve reseptörlerinin uyarımını engelleyici rol oynar. 5emptomatik tedavi hiposmiyi azaltır.


ENFEKSiYONLAR

infiuenza:

Koku alma bozukluklarının en sık görülen sebebi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Mukoza inflamasyonu ve artan burun içi sekresyon hava yolunda tıkanıklık yaparak olfaktör epitele daha az koku partikülü gitmesine yol açar. Akut inflamasyon geçtikten sonra koku alma bozukluğu genellikle düzelir. Ancak bazı durumlarda koku alma bozukluğu kalıcı olur. Bazen de hastalığın prodromal döneminde bir hiperosmi görülmektedir. Virütik üst solunum yolu enfeksiyonlarında hiposmi nöbetler şeklinde ortaya çıkıp düzelebilir. Üst solunum yolları enfeksiyonu sonrası kalıcı hiposmi ve anosmi gelişme yüzdesi araştırıcılara göre farklılık gösterse de genellikle ilk sırada yer almaktadır.

Henkin 106 koku bozukluğunun 45 inde influenzal etiyoloji saptarken başka çalışmada Goodsped %19 olarak bulmuştur.

Bakteriyel rinosinüzit:

Burun mukozası değişikliği sinüıitin postnazal veya nazal sekresyonu gibi nedenlerle koku bozukluğu gelişmektedir. Nordin ve arkadaşlarının farklı yaş gurupları arasında yaptıkları koku alma bozuklukları ile ilgili çalışmada yalnız kronik sinüzitli olguların %40.4 ünde, kronik siııüzit ve allerjik rinitli olguların %21.8 inde, yalnız rinitli hastanın %19 unda koku alma bozukluğu (parosmi ve fantosmi) saptanmıştır. Aynı çalışmada postviral üst solunum yolu enfeksiyonu olan olguların %51.1 inde koku alma bozukluğu olduğu görülmüştür. Seiden, 423 hastadan oluşan çalışmasında koku alma bozukluğu olan hastaların %18 inde üst solunum yolu enfeksiyonu, %14 unde sinüs hastalığı olduğunu saptamıştır.

Tonsillit:

Enfekte organın yaydığı kötü koku nedeniyle normal aigılama olmaz. Dikkatli muayene edilmezse hastada kakosmi düşünülebilir.


METABOLIK NEDENLER

Çinko yetmezliği:

Önceleri yara iyileşmesin deki rolü ile dikkat çeken çinko elementi son yıllarda hemen her alanda çalışmalara konu olmaktadır.

Çinko metabolizmasını incelenmesi amacı ile parotis salgısındaki majör proteinler izole edilmiş ve incelenmiştir. Bunlardan Gustin-like olfactory protein adi verilen proteinin çinko içerdiği saptanmıştır. Koku ve tat alma bozukluğu olan hastalarda erken dönamde parotis salgısında çinko konsantrasyonunun düştüğü gösterilmiştir.

Çinkonun DNA polimeraz ve ribonükleazın kofaktörü olduğu ve çinkonun etkisinin protein sentezi üzerine olduğu gösterilmiştir.

Hızla bölünen hücrelerde yüksek çinko konsantrasyonlarına rastlanmıştır. Henkin 106 koku ve tat bozukluğu bulunan hastada anlamlı serum Çinko düzeyi duşüklüğü saptamıştır. Bu hastalara amprik olarak çinko iyonu vermiş ve semptomlarda düzelme olduğunu gözlemiştir. Serum çinko düzeyi düşük olmayan hastalar çinko tedavisinden yarar görmemişlerdir.

Aynı şekilde yaşlılarda görülen serum çinko düzeyi düşüklüklerinin olfaktör reseptör hücreleri azlığı ve koku bozuklukları çinko metabolizmasının koku ve tat bozukluklarında rolü olduğunu düşündürmektedir.


INTRANAZAL TÜMÖRLER

Nöro-olfaktör tümörler:

Nöro-olfaktif dokudan köken alan ve çok nadir rastlanan tümörler nazal poliplerden çok zor ayırt edilirler. Tanı histopatolojiyle konulur. Daha yukarıda yerleşir ve renkleri daha canlıdır. Bunların maligniteleri düşük ancak lokal invazyon eğilimleri ve nüksleri fazladır. Geniş eksizyon sonrası radyoterapi önerilir.

Diğer benign ve malign nazal tümörler: Bu tümr;er l -mva yolunu kapatarak (adenokarsinom) veya iletiyi engelleyerek (schwannoma, nörofibroma) koku alma bozukluğu yaparlar.


INTRAKRANIAL TÜMÖRLER

Osteomlar: 

Paranazal sinüslerin ve kafatasının iç kısmından gelişirler, semptom vermeden büyük boyuta ulaşırlar ve orbitayı ve kraniumu erozyona uğratabilirler. Diğer belirtilerden önce vizüel ve tek taraflı koku kaybıyla ortaya çıkabilirler.

Menenjiomlar:

İntrakranial tümörlerden en sık anosmi yapanıdır. Orta yaşlarda sıklıkla görünürler. Beyin dokusunda irreversibl değişiklik yapmadıkça problem yaratmaziar. Anterior kranial fossada olfaktif alana yerleşen tümörler tek taraflı total anosmi ve hiposmi yaparlar.

Frontal lob tümörleri:

Presentral lob tümörleri sadece baş ağrısı yakınması verirken papil ödem ve kusma geç belirtidir. Mental semptomlar ön plandadır. Aynı tarafta optik atrofi, karşı tarafta papil ödem, aynı tarafta anosmi Foster-Kennedy sendromuolarak bilinir.

Temporal lob tümörleri:

Tat ve koku alma bozuklukları, tat ve koku auraları, işitme hallüsinasyonları görünebilir. Tümörlerin % 20 sinde fantosmi görülür. Tek taraflı lobektomilerde, temporal korteksin destrüktif lezyonlarında fazla derecede koku alma bozukluğu olmaz.

Orta hat kranial tümörler:

Parasagittal menenjiom ve korpus kallosum tümörleri bu guruptadır ve ciddi koku bozukluğu yapabilirler.


NÖROLOJİK NEDENLER

Refsum sendromu:

Resesif bir genle taşınan kronik polinevrit, serebellar ataksi, ağır işitme kaybı, pupil anomalileri, ihtiyozis, retinitis pigmentoza ve koku duyusunda azalmanın görüldüğü konjenital bir hastalıktır.

Multipl skleroz: 

Bir çok nörolojik belirtinin yanında bu hastalarda kalıcı ve krizler şeklinde gelen hiposmi-anosmi gösterilmiştir.

Parkinson hastalığı:

Ansari yaptığı çalışmalarda olfaktör reseptör ve hastalığın gidişatı arasında yakın ilişki bulmuş ve parkinsonun ağırlığı ile anosminin şiddetinin arttığını göstermiştir. Bu arada hastalığın tedavisinde kullanılan L-Dopa nın koku alma bozukluğu yaptığı bilinmektedir.

Epilepsi:

Özellikle temporal lob epilepsilerinde koku hallüsinasyonları görülür. Bu epilepsinin en belirgin özelliği psikomotor ataktır. Bu sırada tat, koku, işitme, görme ve hareket hallüsinasyonları görülür. Bazılarında ataklar olfaktif aura ile başlar. Duyulduğu belirtilen kokular organik (çürük ve feçes kokusu gibi) kimyasal (benzin, eter, kloroform gibi) veya tanımlanamaz şekildedir. Kokular nöbet öncesi gelebildiği gibi birkaç saat veya gün sonra da parosnıi şeklinde görülebilmektedir.  

Vasküler yetmezlik:

Vasküler yetersizlik ve buna bağlı hipoksi ve anoksi gelişmesine bağlı koku bozuklukları bildirilmiştir.

Menenjit:

Olfaktif hücreler nazal mukoza ile bulbus olfaktorius arasında köprü görevi yaparlar. Bu nöronal yol elektron mikroskopik olarak ferritin moleküllerinin iki saat içinde nazal mukozadan bulbusa geçmesiyle gösterilmiştir. Bu yol nörotropik virüsierin ve toksik maddelerin beyne geçiş yolu olarak kabul edilir.


ENDOKRİN NEDENLER

Adrenal korteks yetmezliği (Addison): Tedavi edilmemiş Addisonlularda hiperosmiye eğilim görülmüştür.

Primer amenore,

Gonadal diskinezi-Turner sendromunda hiposmi gözlenmiştir.

Hipogonodotropik hipogonodizm-Kallman sendromu en iyi incelenmiş konjenital hipogonodizm ve hiposmi olgularıdır. Hipogonodizm idiopatiktir, hiposmi kalıcıdır. Hiposminin hormon kullanımına bağlı olarak değişebildiği öne sürülmüştür.

Olfakto-genital displazi: Hipogonadotropik gonodizm ve olfaktif lob agenezisinin beraber bulunduğu otozomal dominant geçen bir hastalıktır. Erkekte önikoidizm, aspermi, anosmi, iskelet anomalileri: kadında primer amenore, infantil vulva, atrofik uterus ve anosmi vardır. Patolojinin hipotalamus hipoplazisi olduğu bilinmektedir.


KONJENİTAL NEDENLER

Nazorinensefalik anomali: Posterior koanal atrezi ve arinensefali sendromudur. Otopside saptanır.


TRAVMA

Travmalar hiposmilerde büyük oranda suçlanırlar. Henkin %15.4 ile 3. sıraya, Goodsped %8.6 ile 4. sıraya travmaları yerleştirmiştir. Nordin ve arkadaşlarının 353 farklı yaşlardaki hastada yaptıkları koku alma bozuklukları ile ilgili çalışmada 29 kafa travmalı hastanın 16'sında (%55.2) koku bozukluğu saptanmıştır. Seiden ise 1998'deki koku alma bozukluklarının etiyolojisi ile ilgili çalışmasında koku kaybı olan hastaların %18 inde kafa travmasının neden olduğunu bulmuştur.  

Traymanın şiddetiyle anosmi riski paralel bulunmuştur. Posttravmatik amnezi süresi arttıkça hiposmi insidansında artış bulunmuştur.

Travmanın lokalizasyonu da önemlidir frontal travmalar çok sık görülür ancak oksipital travmalarda anosmiye daha fazla oranda rastlanır.

Travmatik anosmilerin 1/3 iyileşmektedir. Ancak pos .ctravmatik amnezi 24 saati geçmişse olguların %90'ında kalıcı anosmi gelişmektedir. %75 oiguda iyileşme ilk üç ayda görülür. İlk on haftada çok hızlı görünen iyileşme sonra yavaşlar ve hiçbir zaman önceki halini alamaz.

Nöral dokunun hasar görmediği olgularda erken ve tama yakın iyileşme olur. Nöral dokuda destrüksiyon varlığında ise geç ve yetersiz iyileşme görülmektedir. Bazı travmalar sonrası parosmi de görülebilir. Posttravmatik anosmilerde olfaktör sinir kesilmesi, bazal frontal lobda kanama, olfaktör bulbus ve traktusun hasarı anosmi ve hiposmilerin nedeni olarak düşünülür.

Kribriform plate fraktürlerinde olfaktif sinirler buradaki kanallardan geçerken yırtılabilir. BOS kaçağı bile görülebilir. Travma oksipital bölgeye rastlarsa "contrecoup" bir etkiyle ön tarafta olfaktör sinir hasarlanması görülebilir. Fronto-etmoid bölge fraktürleri sonucu ise traktus olfaktorius zarar görebilir veya traktus ve bulbus ödem, kan ve pıhtı nedeniyle bası altında kalabilir.

Kortikal koku merkezlerinde direkt travmaların etkisi ile koku alma bozuklukları gelişebilir. Bu nedenle temporal travmalarda koku diskriminasyon testleri yararlı olur.

Travma geçiren hastaların şuuru yerine geldikten hemen sonra testlere başlanmalı ve sık sık tekrarlanmalıdır. Komplet anosmide üç ay sonra bile iyileşme olması prognozun iyi olduğunu gösterir. Ancak hastada parosmi gelişmişse ve parosmi SND yanıtı (end organ lezyonlarında görülen her türlü Kokuya karşı aynı yanıtın verilmesi) ile beraberse düzelme beklenmemelidir.


İLAÇLAR

Steroidler: Mukozanın onarımında topikal kullanımın yararı vardır ancak kronik kullanımda hiposmiye yol açtığı gösterilmiştir.

Lokal anestezikler: Tetracain HCL'ün kronik topikal kullanımının olfaktör reseptör harabiyetine yol açtığı gösterilmiştir.

Antitümör ilaçlar: Methotreksatın hiposmiye yol açtığı gösterilmiştir.

KİMYASAL GAZLAR

Çeşitli sanayi kollarında kullanılan maddelerin yan ve yıkım ürünlerinin kronik olarak solunmaya maruz kalınmasıyla koku alım bozuklukları görülmektedir.


KRONİK SİGARA KULLANIMI

Kronik sigara kullanımı diğer olumsuz etkilerinin yanında nazal mukoza patolojilerine, hiposmi ve anosmiye yol açmaktadır.


TIBBI UYGULAMALAR

Rinoplasti:

Olfaktör alanın tahrip edildiği ve burunun fizyolojik fonksiyonları göz ardı edilerek yapılan rinoplastilerde kalıcı tipte anosmi geliştiği bilinmektedir. Diğer burun operasyonlarında ilk günlerde ödeme bağlı hiposmi görülse de ödem gerilediğinde koku normale dönmektedir.

Paranazal sinüs operasyonları:

Özellikle etmoidektomilerden sonra koku alımının kalıcı tipte bozulduğu bildirilmiştir.

Larenjektomi:

Çeşitli fiziksel problemleri olan larenjektomili hastalarda bir süre sonra hiposmi gelişnıektedir. Hoye ve arkadaşları larenjektomi sırasında olfaktör feedback mekanizmasını bozulduğunu düşünmüşlerdir. Henkin ise operasyon sırasında farenks ve larenksten olfaktör sisteme yansıyan diffüz anatomik sistemin zarar görmesi sonuca koku keskinliğinin azaldığını öne sürmüşlerdir. Mozell ve arkadaşları ise burundan normal bir hava akımı olmadığı için koku moleküllerinin olfaktör mukozaya transportunda azalma olduğunu açıklamışlardır. Son yayırılarda larenjektomililerde koku azalması anatomik, fizyolojik ve kimyasal olarak olfaktör epitelin kullanılmamasına bağlanmıştır.


  

İDİOPATİK VE DİĞER

Cinsiyet ile koku duyusu arasında bir bağlantı olduğu tahmin edilmektedir ancak bu konuda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Hayvanlarda kastrasyon sonrası sadece olfaktör bölgede değil tüm nazal mukozada hipertrofi saptanmıştır. Östrojenler respiratuar mukozada hiperemiye yol açarlar.

Progesteronlar ise konkalardaki erektil doku üzerine etilidir. Klinik gözlemler kadınlarda mensturasyon dönemlerinde epistaksislerin arttığı ve koku alma eşiklerinin yükseldiğini göstermiştir. Gebelikte ise koku alma eşiği ilk iki ayda yükselir sonra normale döner. Hormonal değişiklikler nazal sekresyonu değiştirerek olfaksiyon üzerine etki ederler. Exaltolide adı verilen sentetik lakton yapısında bir madde kadın ve erkek tarafından farklı şekilde algılanmaktadır. Testosteron enjeksiyonu koku alma hissini arttırmaktadır. Bu nedenle tedavi için düşünülmüş ancak beklenen sonuçlar alınamamıştır.

Orta yaşlarda ve sebebi bulunamayan olgular idiopatik olarak kabul edilir. Sanıldığından daha büyük bir yüzdeyi kapsarlar. Henkin %19, Goodsped% 25.9 oranında nedeni bilinmeyen hiposmi bildirmektedir.


TEDAVİ

Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Koku iletimi yolunda engel veya hipotiroidizm gibi birkaç spesifik hastalık dışında olfaktör bozuklukların tedavisi ümit kimdir. Obstrüktif nedenlerle oluşan koku bozuklukları, bu obstrüksiyonun düzeltilmesiyle ortadan kalkar. ÜSYE sonucu 1 -3 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelir: Ancak spontan düzelmeyenler için spesifik bir tedavi yöntemi yoktur. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20'si 3 ay-1 yıl içinde düzelebilir, ancak düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da tedavi edilemez.

Koku alma bozukluklarının tedavisinde ilk adım altta yatan nedene yönelik tedavidir. Sebep ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

  • Cerrahi düzeltme yapılmalıdır.
  • Enfeksiyonlar giderilmelidir.
  • Beslenme ve metabolizma dengelenmelidir.
  • Tümöre yönelik tedavi planlanmalıdır.
  • Endokrin eksiklikler giderilmelidir. 
  • Travma sekelleri kaldırılmalıdır.
  • Uygunsuz ilaçlar kesilmelidir.
  • Koku ve hava kirliliğinden kaçınılmalı, sigara ve dumanından uzak durulmalıdır.

Gerekli olgularda:

  • Çinko iyonu
  • A vitamini
  • B kompleks vitaminleri
  • Steroid
  • Aminofilin
  • Striknin (MSS stimülanı)
  • Nazal kriyoterapi
  • Olfaktif uyarı tedavisi yapılmalıdır.

Koku özelleşmiş bir organ ve bu duyuyu beyine ileten sinir yollarının normal çalışması ile sağlanan ve hayatın zevklerinden yararlanmamızı sağlayan özel bir duyudur. Çoğu zaman ihmal edilen bu duyunun algınamıyor veya yeterli derecede yerine getirilemiyor olması genellikle hayatı tehdit eden bir olay olmamakla birlikte yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmektedir. Koku alma bozukluğu yakınması olan hastaların tanısı kadar tedavisi de oldukça zordur ve hastalar bu rahatsızlıklannın tedavisi konusunda pek fazla umut taşımamaktadır. Ancak son yıllarda bu konuya karşı artan ilgi bu bilinmezliklere ışık tutacaktır.